7 Kasım 2012 Çarşamba

ahmet hamdi tanpınar - mahur beste


ahmet hamdi tanpınar'ın mahur beste'si, büyük bir zevkle ve zaman zaman kahkahalar eşliğinde okuduğum bir roman oldu. tanpınar'da inanılmaz bir mizah yeteneği var. nedense oğuz atay'a benzettim bu yönüyle. ikisinde  de kıvrak bir zeka ve eğlenceli bir anlatım var.

mahur beste, behçet bey'i ve hayatı etrafında oluşan kimlikleri, olayları anlatan bir romandır. roman, hakim bakış açısı anlatım tekniği ile yazılmıştır. yani olaylar bizzat yazarın ağzından anlatılmakta. olayın anlatıldığı zaman dilimi olarak ikinci abdülhamit, istibdat dönemi seçilmiştir. romanın kahraman kadrosu olarak; behçet'in babası, güçlü karakter yapısıyla ismail molla, kayın babası, muhteris ve dedikoducu kimliğiyle ata molla ve behçet'in güzelliği ve alımıyla kendine fazla gelen karısı atiye hanım sayılabilir.

mahur beste, olay örgülerinden ziyade karakter tahlilleriyle ön plana çıkan bir roman. tanpınar'ın gözlemleri ve incelikli karakter tahlilleri okunmaya değer. romandaki karakterler kurmaca karakterler olmaktan çok, hayattan alınmış kanlı, canlı karakterler. bu yönüyle  sahiciler. mahur beste'yi okuduğumuzda bu karakterlerin aslında sokakta her an rastlayabileceğimiz, tanıdığımız kişiler olduğu fark edilebilir.

behçet'in doğuştan zayıf, çelimsiz, ihtirassız oluşu tanpınar tasvirleriyle okunmaya değer. babası ismail molla'nın güçlü ve baskın kişiliği nedeniyle oğlunu sevmemesi ve sonraları oğlunu böyle kabul edip ona acıması, eşsiz bir anlatıma sahip. behçet'in karısı atiye'yi kendisine fazla görmesi, onun karşısında komplekse girmesi ve kendini küçük görmesi iç burkucu. atiye'nin iyi bir evlilik yapması için bütün özelliklere sahipken, kendisini behçet'le yatak odasında bulduğu düğün gecesi sahnesi unutulmayacak olan roman sahnelerinden biri.

romandaki mizah unsurları ince bir zeka ürünü. müthiş ironik. mesela aklıma ilk gelen, çok güldüğüm diyaloglardan biri: kalfalar ismail molla'ya oğlu behçet'in ne kadar terbiyeli ve utangaç olduğunu anlatırlar. derler ki ; bütün beyoğlu kadınları behçet'in önünde soyunsa behçet başını önüne eğer ve hiçbirine bakmaz. bunun üzerine ismail molla sinir krizi geçirerek: eğer gerçekten öyleyse, allah sizin de onun da belasını versin.

ironik ve mizahi bir diğer anlatım: ata molla satranç sever biri olarak satrançtan anladığını söyleyen bir köle alır konağa. ne var ki aldığı köleye muntazam olarak yenilmektir. iki yıl geçtikten sonra ata molla ölür. damatlardan biri ölümünden köleyi sorumlu tutar. köleye satrançta haddini bildirmek için onu kendi konağına  alır ve kayın pederiyle aynı akıbeti paylaşır: satrançta köleye muntazam olarak yenilmek.

mahur beste, tanzimat dönemini konu alır. modernleşme çabaları, batıyı taklitten öteye geçmez. bununla ilgili roman karakterlerinden sabri hoca'nın yerinde bir tespiti vardır: "bizler batılılaşmayı üzerimizdeki gömleği çıkarmak sanıyoruz. ne var ki gömlekleri çıkardıkça bunun yetmeyeceğini anlamıyoruz. önemli olan dıştaki gömleği çıkarmak değil, içimizdekileri değiştirmeye çalışmaktır." minvalindeki sözleriyle osmanlı batlılaşmasının sathiliğine vurgu yapılmıştır.

romanda mahur beste'nin bestekarının talat bey olduğu yazılı. mahur beste'nin acıklı bir öyküsü vardır. bestekar talat bey'in çok sevdiği genç karısı bir arap subayıyla kaçmıştır. ayrılık acısına dayanamayan talat bey mahur beste'yi bitirdiği gün trajik bir haber alır; karısı ölmüştür.

mahur beste demişken attila ilhan'ın darağacında can veren üç yiğit (deniz gezmiş, hüseyin inan, yusuf arslan) için yazdığı ve rahmetli ahmet kaya'nın da muhteşem yorumladığı mahur beste'yi anmamak olmaz. roman bittiğinde dinlenmesi tavsiye olunur.


                          mahur beste
Şenlik dağıldı, bir acı yel kaldı bahçede, yalnız 
O mahur beste çalar, Müjgan'la ben ağlaşırız. 
Gitti dostlar, şölen bitti, ne eski heyecan, ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız,
O mahur beste çalar, Müjgan'la ben ağlaşırız.


Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı.

Güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı.
Hoyrattı gülüşleri, aydınlığı çalkalardı. 
Gittiler, akşam olmadan ortalık karardı. 


Bitmez sazların özlemi, daha sonra daha sonra.

Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara.
                                          attila ilhan.


son söz olarak; 

tanpınar, romanı büyük bestekar ve aynı zamanda mahur beste'nin de bestekarı olan eyyübi bekir ağa'ya ithaf eder.



5 Kasım 2012 Pazartesi

haluk oral - şiir hikayeleri

kitabın yazarı haluk oral boğaziçi'nden emekli bir matematik profesörü. kendisiyle iki gün önce mardin'e gelişinde tanışma fırsatı buldum. üniversitemizde bir kısa bir sunum da yaptılar. haluk oral, matematik aşığı olduğu kadar edebiyat aşığı da olduğunu hatta tavla aşığı oluşundan tutkuyla bahsetti. "ben aşığım bunlara"  derken imrendim doğrusu. ilerlemiş yaşına rağmen tutkusunu, merakını ve heyecanını hiç kaybetmemiş.

şiir hikayeleri, şairlerin şiirlerini hangi saiklerle, kimlere ve nasıl yazdıkları hakkında bilgiler veren bir kitap. haluk oral, şiirler hakkında bilgiler verirken somut delillere başvuruyor. bu deliller arasında mektuplar, şiir karalamaları ve hatıratlar var.

kitapta titizlikle hazırlanmış 10 şiir ve hikayeleri var. bunlar;
özdemir asaf, lavinia
nazım hikmet, kurtuluş savaşı destanı,
ahmet arif, hasretinden prangalar eskittim
melih cevdet anday, tohum
orhan veli, efsane
orhan veli, sere serpe
necip fazıl, kaldırımlar
orhan kemal, bir beyrut hikayesi
ahmet haşim, o belde
yahya kemal, salim rıza'ya rubai

ve oğuz atay'ın tutunamayanlar romanında, sevilisi sevin seydi'nin etkisinin anlatıldığı; son bölüm yer alıyor.

kitabın en ilginç çıkarımlarından biri; nazım hikmet'in "kurtuluş savaşı destanı" şiirinin ilk basımlarında ve şairin el yazmalarında yer alan; akif inanmış adam, büyük şair dizesinin sonraki basımlarda yayınevlerince şiirden çıkarılması ve günümüz yayınlarında bu dizelerin geçmiyor olmasıdır. bu gerçekten enteresan, üzerinde düşünülmesi ve sorgulanması gereken bir ayrıntıdır. diyebilirsiniz ki -nerden biliyorsun belki şair çıkarılmasını istedi. ancak ne yazık ki bu ihtimal doğru gözükmüyor. zira şiiri bastıran üçüncü yayınevi bu dizeleri çıkardıktan sonra, nazım arkadaşına yazmış olduğu mektubunda (üstünden birkaç yıl geçmiş olmasına rağmen) yine bu dizeleri kullanıyor. ayrıca nazım hikmet'in kendi sesinden olan şiirlerinde de bu dizeleri okumaya devam ettiğini görüyoruz. farklı ve hatta rakip ideolojilerin temsilcileri konumundaki nazım'ın "akif' inanmış adam, büyük şair" demesi kanımca paha biçilmez değer ve önemdedir.

kitapta; ayrıca lavinia'nın gerçek kimliği, sere serpe'nin kimin için yazılmış olduğu, kaldırımların hangi psikoloji sonucu ortaya çıktığı anlatılıyor. özellikle lise ve üniversite öğrencilerinin şiirle ve edebiyatla olan bağlarını güçlendirmek ve onları şiire ısıtmak için oldukça faydalı bir kitap; şiir hikayeleri. bu kitabın şiir aşığı bir matematik profesörü tarafından yazılmış olması da bahs-i diger bir güzellik.

son söz olarak; ahmet arif  tek şiir kitabı olan "hasretinden prangalar eskittim" in ismini ilk başlarda ne olarak kurgulamıştır sizce ?  "dört yanım puşt zulası". böyle çıksa da fena olmazmış aslında,  ne dersiniz ?

24 Ekim 2012 Çarşamba

adalet ağaoğlu - ölmeye yatmak


ölmeye yatmak, adalet ağaoğlu'nun ilk romanıdır. cumhuriyet dönemi doçenti olan aysel'in başkent ankara'da bir otel odasında ölmeye yatmasını anlatır. aysel, ölmeye yattığı iki saat zarfında bütün yaşamını gözden geçirme, yaşadığı dönemle ve kendisiyle hesaplaşma imkanı bulur. iki saat geçtikten sonra aysel, kalkar ve oteli terkeder.

1930'lu cumhuriyetin ilk yıllarından 1960'lı ismet inönü dönemi yıllarına kadar olan siyasi dönemin bir panoraması niteliğindedir kitap. yanlış batılılaşmanın sadece tanzimat döneminde başlayıp bitmediğini 80 yıl geçtikten, cumhuriyet kurulduktan sonra bile devam ettiğini gösterir. hatta cumhuriyetin ilk yıllarında batılılaşma daha (yanlış, çarpık, sathi ve taklitten) ibarettir.

adalet ağaoğlu, ölmeye yatmak kitabını 1973'te yazmıştır. dönem şartlarına göre yeni sayılabilecek anlatım tarzları denemiştir. şöyle ki; kitapta birden fazla anlatıcı vardır. en az dört karakter hikayelerini kendi ağızlarından anlatmaktadır. bunlara ek olarak tanrı anlatıcı tekniği de kullanılmıştır.

kitapta anlatılan karakterlere kısaca göz atmak gerekirse;

dündar öğretmen: dündar bey değil, bay dündar'dır. kraldan çok kralcıdır. dolayısıyla da atatürkten çok atatürkçü. şekilcidir. ulus gazetesini takip eder. küçük bir kasabada cumhuriyetin yılmaz bir neferi gibi çalışır. devletten takdir bekler ve ulus gazetesinde de adının takdir edilenler listesinde yer almasının özlemiyle yanar tutuşur. okuluna atatürk büstü dikmenin hayalini taşır. bayramlarda çocuklara  klasik müzik eşliğinde vals ve rondo oynatır. köylüyü karşısına almaktan çekinmez, cesur bir cumhuriyetçidir. kitapta anlatılan tüm karakterlerin öğretmenliğini yapmış ve okumalarını sağlamıştır. bu yönüyle kendisiyle gurur duyar.

aysel: saçları örgülüdür. etek boyu halen dizlerinin altındadır. dolayısıyla henüz doğuludur. batılılaş(a)mamıştır maalesef. yine de anne ve babasının karşı çıkmasına rağmen okuyan idealist türk gençlğinin bir ferdidir. atatürk kızıdır. yaptığı her hareketten atatürk'ün hoşnut olup olmayacağını düşünür. medeni olmaya, çağdaş davranmaya çalışır. anne babasını doğulu oldukları, geri kaldıkları ve atatürk'ü anlamadıkları için küçümser ve onlardan utanır.

aydın: kaymakamın oğludur. galatasaray'da ortaokul okumuştur. fransızca konuşur, yazar bu yönüyle kendisini akranlarından üstün görür. üstelik medeni cesareti vardır. partilerde kızları dansa kaldıracak kadar medenidir. aysel'i,  yeterince medeni ve şehirli davranmadığı için küçümser.

ali: en beğendiğim karakterdir. köylüdür, yoksuldur ve ancak bay dündar'ın çabalarıyla ve şakir ağa'nın el vermesiyle şehirde okuma fırsatı bulmuştur. gizliden aysel'e aşıktır. ama kendini aysel'e bir türlü yakıştırmaz. sanat okulunda elektrik bölümünde okumuştur. bir dönem solculara takılarak nazım'ın şiirlerine merak salmıştır. trt'de işe başlamış sonra yönetimin düşüncelerine ters gelen tutumlarından dolayı işi bırakmış ve elektrikçilik yapmaya devam etmiştir.

adalet ağaoğlu, atatürk ve milli şef inönü döneminde yetiştirilen gençliği ve sorunlarını ele almıştır. cumhuriyet gençliği değerleriyle, gelenekleriyle kavgalıdır. ana babasını küçümser. batıyı taklitten öteye geçemez. batılı değerleri sorgulamadan, körü körüne inanır ve benimser. sistem bu gençleri cumhuriyet ideolojisine göre yetiştirir. okullarında farklı kitaplar okumaları, hocalarının sözünden çıkmaları ve itiraz etmeleri kesinlikle yasaktır. tek elden ve tek tip olarak yetiştirilirler. bütün gençler birbirine benzerdir. farklı olana tahammül yoktur.

ölmeye yatmak'ta yeni bir halk yaratmak iddiasıyla yola çıkılan tek parti dönemi ironik bir şekilde ele alınır. ağaoğlu, özellikle dündar öğretmen üzerinden ironisini güçlendirir. zira dündar öğretmenin davranışları çağdaş, ilerici, batıcı olmaktan ziyade bütün bunların kötü ve bilinçsiz bir taklididir.

dar zamanlar üçlemesinin ilk kitabı olan ölmeye yatmaktan başka yazarın bir düğün gecesi ve hayır adlı diğer kitapları bulunmaktadır. en kısa zamanda onları da okuyup burda yazmak dileğiyle.

erdal öz - gülünün solduğu akşam


yıllarca kitabın adını "gülün solunduğu akşam" olarak yanlış okumuşum. ne zaman ki okumak için kitabı elime aldım ancak o zaman fark ettim ki gülün değil gülünün, solunduğu değil solduğu akşam, imiş. iyi ki okumuşum yoksa yanlış bilmeye devam edecekmişim. bu tabi, kitabı okumanın somut faydalarından sadece biri.

gülünün solduğu akşam, erdal öz'ün okuduğum ilk kitabı. erdal öz'ün 1970'li yıllarda mamak cezaevindeyken deniz gezmiş ile olan tanışmaları sonucu, gezmiş'in öz'den kendi hikayelerini yazmasını istemesiyle ortaya çıkmış. cezaevindeki birkaç kısıtlı görüşme boyunca deniz gezmiş ve arkadaşları erdal öz'e yaşam hikayelerini, başlarından geçen olayları anlatmışlardır. erdal öz'ün niyeti ilk başlarda bunlardan bir kurgu yaparak bir roman yazmakmış, ancak öz'ün erken tahliyesi sonucu roman olacak kadar malzeme toplayamadığı için bu düşüncesi gerçekleşmemiştir. öz, roman yerine anı kitabı yayınlamaya karar vermiştir.

kitapta dar ağacına çekilen üç yiğit delikanlı deniz gezmiş, yusuf arslan ve hüseyin inan'ın anıları yer almakta. kaçış süreçleri, yakalanmaları, cezaevinde gördükleri muameleler bizzat kendi ağızlarından aktarılmakta. kitabın sonunda da gençlerin asılmaları, gençlerin avukatları ağzından aktarılmakta. tarihe ışık tutması bakımından okunması gereken bir kitap. kitabın bitiminde de gençlerin ailelerine asılmadan önce yazmış oldukları mektuplar yer alıyor. bunları okurken tabi, insan o karanlık ve dar zamanlara gidiyor ister istemez. o dönemin puslu havasında, gençlerin inançları doğrultusunda mücadeleleri biraz da kutsallaştırılarak anlatılıyor. öz, kitabında  taraf tutmaktan çekinmiyor. zaman zaman yanlı bir anlatım ve özellikle devlet adamlarını, polisleri, savcıları, askerleri, siyasileri kategorize edip basitleştirme söz konusu.

kitaptan gözüme çarpan ayrıntılar olarak;
deniz gezmiş ve arkadaşları uzun bir süre odtü yurdunu mesken tutmuşlardır. deniz gezmiş'in odtü yurdunda polisten kaçarken odtü stadının altındaki tünelden kaçışını anlattığı kısımları insan nefesini tutarak ve adeta yerinde terleyerek okuyor.

deniz gezmiş ve arkadaşları filistin'de askeri eğitim almışlardır. silah kullanma konusunda bilgi ve pratik sahibidirler.

gezmiş ve arkadaşları davalarına parasal katkıda bulunmak adına ankara'da iş bankası şubesini soyup kaçmışlardır. burdan ç-aldıkları paralarla silahlı mücadele için silah satın almışlardır.

deniz gezmiş'te inanılmaz bir öz güven vardır. yaptıklarından hiçbir zaman -dar ağacına çıkarılırken bile- pişmanlık duymamış ve davasını hiçbir zaman sorgulamamıştır. fizik olarak kuvvetli ve lider yaratılışlıdır. karizmatiktir.
gezmiş ve arkadaşları amerikan konsolosunu ve birkaç amerikan askerini kaçırıp amerika'dan fidye istemişlerdir. dönemin amerikan başkanı kendilerinin kesinlikle fidye vermeyeceklerini, türk hükümetinin de fidye vermemesini istemiştir. daha sonra kaçırılanlar fidyesiz olarak serbest bırakılmak zorunda kalınmıştır.

deniz gezmiş ve odtülü, siyasallı birkaç arkadaşı silahlı bir dağ örgütlenmesi kurmak istemişler ve bunun için silahlarını da yanlarına alarak malatya civarındaki dağlara çıkmak için yola çıkmışlardır ancak yolda köylülerin, çobanların ihbarıyla asker ve polislerle çatışmaya girmişler, çatışma neticesinde bazıları ölmüş, çoğu da yakalanarak cezaevine gönderilmiştir.

erdal öz, can yayınlarının kurucusuymuş.

kitabı bitirdikten sonra deniz gezmiş ve arkadaşlarının anlatıldığı bir belgesel aklıma düştü. o belgeseli bir an önce bulup izlemek gerek. ayrıca erdal öz'ün yaralısın kitabı da alınıp okunmalı.

son söz olarak, kitabın ilk sözü :
herkes ne zaman ölür
elbet gülünün solduğu akşam. turgut uyar.

22 Ekim 2012 Pazartesi

tezer özlü - yaşamın ucuna yolculuk


yaşamın ucuna yolculuk, tezer özlünün uzun yıllardır bende olmasına rağmen okuyamadığım ama ismen her daim aklımda olan kitabı. görünüşe bakılırsa kitap bundan sonra dilimde olacak.

tezer özlü 1940'lı yıllarda doğup 1980'li yıllarda ölmüş. kısa yaşamış, 40 yıl kadar kısa. yaşamı boyunca bir kaç kez intihar teşebbüsünde bulunmuş ama başarılı olamamış. yaşamın ucuna durmadan yolculuklar yapmış anlayacağınız. yaşamı boyunca üç kez evlenmiş. evlendiği kişilerden biri de adalet ağaoğlu'nun kardeşi. gençken avrupayı otostopla gezmiş, hızlı bir kadın tezer özlü. sisteme, kurallara, topluma meydan okumuş, feminist bir yazar. bir dönem akıl hastanesinin de misafiri olmuş kendileri. hayatla kavgalı, bilinçli ve mutsuz. asi aynı zamanda. ayakları üstünde durmaya çalışan, herkese meydan okuyan, bireyleşim macerasını tamamlamış bir kadın yani. türk edebiyatının gamlı prensesi namı diğer. edebiyatımızın oğuz atay'ı namı di-diğer. tezer özlü.

yaşamın ucuna yolculuk, tezer özlünün intihar eden italyan yazar cesare pavese'in peşinden gittiği yolculuk romanıdır. özlü, yazarın kaldığı evleri, otelleri, asansörü, sokakları, restoranları gezer, aklında pavese'in satırları. bütün avrupa'yı tek başına seyahat eder özlü. uçak korkusu vardır. otostop yapar, sıkça trene biner.  pavese'in intihar ettiği otel odasını görür ve roman biter.

kitapta, karamsar, kesif, bunaltıcı bir anlatım vardır. ilk kısımları zorlukla okuyabildim, akmadı başlarda. ancak ilk 30 sayfadan sonra  kitabın tadına varabildim. kitabı bitirdikten sonra kitabın başından hiç kalkmadan başa çevirip bir kaç sayfasını tekrar okudum, bir şeyler kaçırmış olabilirim kaygısıyla. her şeyden elini eteğini çekmiş, içinde zerre yaşama sevinci kalmamıştır yazarın. boşuna yaşar. her şey hiçbir şeydir aslında, hiçbir şeyde her şey. umudu tükenmiştir.  tek zevki pavese'in akılda dolaşan satırlarını hatırlamasıdır. yazar tanıdıklardan, istanbul'dan ve istanbul'u anımsatan her şeyden kaçış halindedir. pavese'in izinde kendi içine yapılan bir yolculuktadır özlü aslında. bütün karamsar, bulutlu anlatıma rağmen, yazarın kendine güveni tamdır ve yaptıkları konusunda kafası nettir. yaptıklarından, düşündüklerinden en ufak bir suçluluk veya pişmanlık duymaz.

 ilk kez tezer özlü okumama rağmen yazarın anlatımını ve özellikle dilini çok sevdim, diğer romanı olan çocukluğun soğuk geceleri'ni de hemen sipariş ettim. kim bilir belki bir gün onu da buradan yazarım.

tezer özlü, geç oldu biliyorum ama seni tanıdığıma memnun oldum.

17 Eylül 2012 Pazartesi

mustafa kutlu - anadolu yakası


mustafa kutlu günümüz hikayeciliğinin -rasim özdenören ve selim ileri ile birlikte- yüz aklarındandır. kutlu, her yıl bir hikaye kitabı yayınlamaya çalışır. bu yılki hikaye kitabı ise; anadolu yakası. kitap, nehir söyleşi alt başlığıyla çıkmış. daha kitabın başında mustafa kutlu, nehir söyleşilerinin ünlü, başarılı ve popüler kişilerle yapıldığını; ama örneğin bir ev hanımının da çok başarılı olabileceğini; ama kimsenin bu ev hanımıyla nedense söyleşi yapmadığından yakınır. bunun için de çok göz önünde olmayan ve bilinmeyen ama başarılı bir televizyon sahibi olan muzo'nun hikayesini anlatacağını, okumak istemeyenin ise kitabı bırakabileceğini söyler.

anadolu yakası kitabı, "anadolu yakası" isimli ulusal bir televizyon kanalının sahibi muzo'nun başarı hikayesidir. muzo,  düşünce olarak muhafazakardır ama gel gör ki televizyonculuk bu düşüncelerin uygulanabilmesi için uygun bir yer değildir. düşündüklerini, ideallerini kendi televizyonu olan "anadolu yakası"nda  tam olarak uygulayabildiği söylenemez. zaman zaman kendisiyle çelişir. ona göre bu normaldir; zira televizyonculuk da "normal" bir meslek değildir.

"anadolu yakası",  türkiyede bir zamanlar iyi niyetlerle kurulmuş muhafazakar televizyon kanalları olan (tgrt, kanal 7)' yi sembolize etmektedir. ama ne yazık ki adı zikredilen diğer kanallar gibi bu kanal da parayı bulduğunda tozutmuştur. başlangıçta yola çıktığı değerlere (halka, yerel değerlere, maneviyata) sırtını dönmüş, kapitalizme yenik düşmüştür. artık reyting ve reklam amaçlı yayın yapmaktadır. eğlence programları orta direk halka göre  ayarlanmaktadır ve seviyeden yoksundur. benimsemediği reklamları, yüksek gelirleri nedeniyle kabul etmektedir.

kanal sahibi muzo, uyanık anadolu insanıdır. özal dönemi müteşebbisidir. "benim memurum işini bilir"dir. uyanıktır, kıvraktır, ortama ayak uydurmayı bilir. anadolu kaplanıdır, tüccardır, yeşil sermayedir. "anadolu yakası" televizyonunu kurduğunda halkla ve değerleriyle barışıktır; ama sonrasında kanalı büyütmek adına bu değerleri görmezden gelmesini bilir. yanlış olduğunu bildiği halde "oyunun kuralı gereği" inanmadığını yapmaktan çekinmez ve bunu kendince mübah görür.

yazar, muzo'nun ağzından zaman zaman özlü sözler söyler, derin felsefik tespitlerde bulunur. bu paragraflar çoğunlukla kendimiz olma, yerel değerlerimizi kabullenme, kendimize ve özümüze saygı duymakla alakalıdır.

mustafa kutlu bu hikaye kitabında özetle; özal dönemi müteşebbis anadolu kaplanlarını, muhafazakar televizyonculuğu ve parayı görünce tozutan yeşil sermayecileri mercek altına alır.

anadolu yakası, bir oturuşta okunabilecek, oldukça zevkli ve akıcı bir kitap. mustafa kutlu'nun hikaye dilini özleyenler için bire bir. bir oturumda, tok karna okunması tavsiye edilir.




1 Eylül 2012 Cumartesi

nurullah çetin - şiir çözümleme yöntemi

nurullah çetin, incelikli ve titiz bir çalışma yapmış. yazarın üslubu sade ve anlaşılır. ilk bölüm olan içerik bölümü oldukça doyurucu bilgilere sahip. biçim kısımları ise bilinenleri tekrar olmuş.

kitap dört bölüme ayrılmış. içerik, şekil, dil ve üslup ve ahenk.

kitaptan birkaç bilgi notu:

izlek: tem. konunun şaire özgü bir biçimde görünüşü, yorumlanışı ve değerlendirişi izlektir. ölüm temel bir şiir konusudur. bunun şaire göre ele alınışı, değerlendirilme ve yorumlanma biçimi bize izleği verir. şairin ölüm konusundaki öznel yaklaşım biçimi o şiirin izleğidir.

leitmotif: bir şiirde vurgulanmak istenen duygu ve düşüncenin etkisini arttırmak için sık sık tekrar edilen çarpıcı ifade leitmotiftir. ahmet kutsi tecer'in nerdesin şiirindeki "nerdesin" kelimesi leitmotiftir. aynı şekilde necip fazıl'ın "kaldrımlar"ı da leitmotiftir.

üslup: konuyu, duygu, düşünce ve hayalleri dile getiriş tarzı. şairin yoğurt yiyiş tarzı onun üslubunu verir. şairin üslubu, onun dünya görüşünün, hayata bakış açısının, yaşama biçiminin dildeki yansımasıdır.

âdet olduğu üzere şiirle bitirelim:

çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapayalnız.
gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız,
yürü! hür maviliğin bittiği son hadde kadar!...

insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.  yahya kemal beyatlı.

sevda derindedir, oysa ferhad
üstünü kazmada dağın.  hilmi yavuz.