1 Mart 2021 Pazartesi



Tımothy A. Pychyl- Prokrastineyşın




* Aşağıdaki yazı  Timothy A. Pychyl'lin Türkçe'ye Prokrastineyşın diye tercüme edilen kitabından yapılmış alıntılardan müteşekkildir. 

İnsanların lüzumsuz ertelemelerle kendi kendilerini nasıl ve neden sabote ettiğini anlamak...

Fark yaratacak olan şey de, sizin kendi hayatınızda bu fikirleri uygulamaya geçirme­niz. 

Hare­kete geçmeye neden gönülsüzüzdür? Neden kendi kendimizin en azılı düşmanı haline geliriz? 

Neden kendi hedeflerimizi gerçekleştirme uğraşımızı yine bizzat kendimiz sabote ederiz? 

Çıkarımıza en uygun davranışın harekete geçmek olduğu anda gösterdiğimiz bu gönülsüzlüğü, ayak diremeyi anlamamız gerekiyor. 

Savsakla­ma alışkanlığı aslında nüfusun en az % ıo’unda bir hayli kronik düzeyde seyrediyor ve insan hayatını pek çok bakımdan olumsuz etkiliyor. 

Sizi işinizi yapmanızdan ve kendinizi iyi hissetmenizden alı­koyan ertelemelerin…

[Savsaklamak, hayatın gerçeklerinden kaçmaktır.] 

yi Yaşamak ve yi Ölmek.

Savsaklama davranışıyla ilgili an­ket çalışmalarında yüksek puan elde eden katılımcıların genel ba­şarı düzeyleri de düşük çıkıyor.

Aynı kişilerin daha fazla olumsuz duyguyla yüklü oldukları ve hatta belirgin bir biçimde daha fazla sağlık sorunundan şikayet ettikleri de bulgular arasında. 

Tam da bir işi savsaklarken, yani fiilen yapmamız gereken işle uğ­raşmıyorken, bize o ana dair duygularımız sorulduğunda ilk yanı­tımız "Kendimi daha mutlu hissediyorum," olmuyor. Hissedilen şey daha ziyade içinde suçluluk duygusunun da bulunduğu bir duygular karışımı oluyor. Dolayısıyla en nihayetinde savsaklama davranışı bize kendimizi iyi hissettirmiyor ve bilhassa uzun vade­de bu daha da geçerli hale geliyor. 

Savsakla­ma alışkanlığının insan sağlığını gerçekten de tehlikeye attığını ortaya koyan bu hayli ilgi çekici araştırmaya göre kişinin bir işi savsaklaması bedenini iki yönden olumsuz etkiliyor. Birincisi, savsaklama strese neden oluyor ki bu da bağışıklık sistemini za­yıflatarak bireyin sağlığına zarar veriyor. 

Savsaklama davranışı, iş performansımıza, ruh sağlığımıza ve hat­ta beden sağlığımıza genellikle zarar verir ve nadiren fayda sağlar. 

Savsaklama, hayatın gerçeklerinden kaçmakla ilgili bir sorun­dur. Hedeflerimizi savsaklarken aslında kendimizin en azılı düş­manı haline geliriz. Söz konusu olan kendi hedeflerimiz, kendi görevlerimiz ve bunları gereksiz yere erteleyen de bizzat kendimi­ziz. 

Filozofların da, psikologların da bıkmadan usanmadan söyledikleri şey aynı: Mutluluk, insanın önüne koy­duğu hedefler uğruna verdiği çabada yatar. 

Bütün mesele, hayatta hedeflediğimiz şeyleri savsaklarken aslında hayatlarımızı er­teliyoruz. 

Önümüze koyduğumuz hedeflere ulaşmak için kulla­nabileceğimiz zamanı göz göre göre ziyan ediyoruz. bize anlamlı gelen bir şeyin peşinden gitmeye, onun için uğraş vermeye kendimizi adamamızdır asıl olan. 

Yaşayabileceğimiz sınırlı miktarda bir zaman var. O zaman bunu niye ziyan edelim ki? Yapmak istediğimiz veya yapmamız gereken işlerden kaçarak zamanı çarçur etmeye ne gerek var? 

Savsaklama davranışını va­roluşsal bir rahatsızlığın semptomlarından biri olarak ele almanın gereğine her oturumdan sonra biraz daha ikna oldum. 

Hayatımızın dizginlerini ele almak, yapmadığımız şeyler için bahaneler üretip duran pasif bir katılımcı yerine hayatımızın ak­tif bir öznesi olmamızı gerektiriyor. 

Gereksiz yere, bile isteye erte­lemeyi bırakmayı öğrendiğimiz andan itibaren, hayatı da dolu dolu yaşamaya başlayacağız. 

Artık hayatınızla meşgul olacağınıza ve hedeflerinize ulaşmak için çabalayıp yolun keyfini çıkaracağınıza dair kendinize bir söz vermenin zamanı. 

Bu listedeki görevleri veya hedefleri savsakladığınızda ruh haliniz, 

sağlığınız,

ekonomik durumunuz, 

ilişkileriniz ve benze­ri parametreler bakımından nasıl etkilendiğinizi not edin. görmenizi umduğum şey, savsaklamanın size ne çok şey kaybettirdiğidir. 

Ataletin, yani önünüze koyduğunuz hedefin ardında öylece du­rup beklemenin nelere mal olduğunun farkında olmak ile o hede­fin kendisine dört elle sarılmak aynı şey değil. 

Hedefe bağlılığı güçlendirmek için, gereksiz yere ertelemenin nelere mal olduğundan da öte, hemen şimdi harekete geçmenin sağlayacağı faydaların bilincine varmak gerekiyor. 

Hatta yapılması gereken bir işi aradan çıkarmanın kısa vadede sağlayacağı fayda üzerine biraz durup düşünmek bile kendi başına önemli bir adım.

Son olarak, bir şeyin bilgisine vakıf olmak ile o şeyi kendi hayatımızda uygulamaya geçirmek birbirinden farklı iki şeydir. 

Bunun için verilebile­cek tipik örnek, kalp rahatsızlığı türünden ciddi bir hastalığın teşhisinden sonra kişinin sağlığına dikkat etmek üzere koyduğu hedeflere dört elle sarılmasıdır. 

[Savsaklamaya giden yolun taşlarını, bize kendimizi iyi hissettiren şeyler döşer. ] 

Martin, bu sabah rapor üzerinde çalışmaya başlayacaktı. Buna dün karar vermişti ve ertesi güne kadar bu korkunç işle uğraşma­yacağı için kendini iyi hissetmişti. Şimdi yerine getirmesi gereken bu görevle yüz yüze ve kendini çok kötü hissediyor. Endişeli ve biçare bir vaziyette. 

Savsak­lama davranışı, öz düzenleme konusundaki başarısızlığın bir biçi­midir. Öz­ düzenleme konusundaki başarısızlığın kalbinde kendini iyi his­setme zaafının yattığının farkında olmak ve değişim stratejileri geliştirmek de aynı ölçüde önem taşıyor. 

Öz­ düzenleme konusundaki başarısızlığın kalbinde kendini iyi his­setme zaafının yattığının farkında olmak ve değişim stratejileri geliştirmek de aynı ölçüde önem taşıyor. 

Başaramadığımız şey, davranışlarımızı kendi hedeflerimi­ze uygun olarak düzenlemektir. Harekete geçmeye niyetleniriz, fakat zamanı gelince harekete geçmek için gerekli otokontrolü sağlamayız. 

fakat bü­tün bunlardan ayırt edilmesi gereken en önemli şey, "bize kendi­mizi iyi hissettiren şeylerin cazibesine kapılıyor oluşumuz" 

Genel olarak bunu görevin iticiliği olarak adlandırıyoruz. tici görevler hepimizin sonraya bırakmak isteyeceği türden şeylerdir; bize kendimizi kötü hissettirirler ve bu görevleri yerine getirmek istemeyiz. 

Kısa vadede morali yükseltmenin hemen her şeyden öncelik­li hale gelişi, kronik savsaklar açısından kilit meseledir. Kronik savsaklar olumsuz ruh halinden veya duygulardan hemen, bir an önce kurtulmak isterler ve böylece iyi hissetmenin cazibesine ka­pılırlar.

Görevi bir başka zamana erteleme yönündeki itkiye tes­lim olan kronik savsaklar, görevle yüz yüze değilken kendilerini daha iyi hissetmeye başlarlar. 

Eğer kronik bir biçimde savsakladığınızı keşfettiyseniz, yap­manız gerekenleri bir başka zamana erteleyerek pekala olumsuz hislerden kaçıyor olabileceğinizi de keşfetmişsinizdir. Elbette bu geçici bir ödüllendirmedir. Görevi yarına bıraktığımız an olum­suz hislerden kurtulup rahatlarız.

Ve lisedeki psikoloji dersinden de hatırlayabileceğiniz gibi, ödüllendirilen davranışlar tekrarla­nırlar. Kendi savsaklama davranışımızı da işte bu şekilde pekişti­rerek başlı başına bir sorun haline getiririz. 

Öz­ düzenleme konusundaki başarısızlığın kalbinde kendini iyi his­setme zaafının yattığının farkında olmak ve değişim stratejileri geliştirmek de aynı ölçüde önem taşıyor. 

"En iyisi bunu sonra ya­payım," veya "çimden bunu bugün yapmak gelmiyor," demeye meyilli olduğumuz bir görevle karşı karşıya olduğumuzda, bir an için durup bunları hali hazırda hissettiğimiz olumsuz duygular­dan kaçmak için söylediğimizin farkına varmamız gerekiyor. 

Her şeyden önce, bu görevin bize kendimizi kötü hissettirdiğinin ve yapmaya çalıştığımız şeyin bu hislerden uzaklaşmak olduğunun farkına vararak bu bilgiyi aklı­mızın bir köşesinde tutmamız gerekiyor. 

Savsaklayan insan­ların büyük bir bölümü, yerine getirmeleri gereken bazı görevle­rin onlara kendilerini kötü hissettirdiğinin ve bu türden görevleri tam da bu hislerden kaçınmak için savsakladıklarının farkına va­racak kadar kendi duygularından haberdarlar. 

Duygularını düzenleme becerisi edinmeleri veya hiç olmazsa sonunda iyi hissetmenin cazibesine kapılacakları o en kolay yolu seçmeme konusunda biraz kararlılık göstermeleri gerekiyor. 

Esasen yapmamız gereken şey, yerine getirilmesi gereken her­hangi bir iş veya görevle ilgili olumsuz duygularımızla yüzleşmek. 

"Kendini iyi hissetmenin cazibesine kapılma, yapman gereken iş neyse hemen başla." 

Diyelim ki yaklaşan bir işle ilgili kendimizi kötü hissedi­yoruz. Kirişi kırıp bize kendimizi iyi hissettirecek şeylere dalıp gitmek çok daha cazip görünüyor. Fakat mesele tam da bu: Sav­saklama anında yapılması gereken ilk şey, yerinizden kıpırdamadan öylece durmaktır. Eğer size kendinizi iyi hissettirecek bir şeyler yapmak üzere dikkatinizin yönünü değiştirirseniz, geçmiş olsun, kaybettiniz. 

EGER yapmam gereken işle ilgili hislerim olumsuz yöndeyse, O HALDE öylece duracağım; işi rafa kaldırmak, başka bir zamana ertelemek veya tüymek yok. 

Korkumuzu inkar etmek yerine bu korkuya rağmen "var olma cesareti"ni göstermeyi, manevi bahçemizin başka bir yerini ye­şertmeyi seçersek, bir yere kıpırdamadan çalışmaya devam etme hususunda daha başarılı oluruz. 

Niyetlendiğimiz şey, gelecekteki bir eyleme ilişkin oluşundan ötürü kendimizi şu an iyi hissetmekteyizdir. En azından bizi hemen şimdi harekete geçmeye zorlayan bir şey olmadığından rahatlarız. 

Yarın koşuya çıkmaya niyetlenirsek eğer, sağlığımızla ilgili akıl­lıca bir karar aldığımız için kendimizi iyi hissederiz. Aferin bize! O anki duygusal durumumuz pozitiftir ve yarın koşuya çıkmayı düşündüğümüz vakit gelip çattığında da aynı olumlu duyguları taşıyacağımıza dair hatalı bir tahminde bulunuruz. 

Daha sonra yapılacak bir şey için şu an erdemli bir hedef koy­mak kadar mutluluk verici bir şey yoktur. "Yarın koşuya çıkaca­ğım." "O ödevi yarın yapacağım." "O raporu daha sonra yazarım." Şimdi mutlu ol, sonra öde (veya duruma göre hiç ödeme) 

"Bunu şimdi yapmak hiç içimden gelmiyor, en iyisi yarın ya­payım," diye kestirip atabiliriz ve muhtemelen ertesi gün elimizi 

bile sürmeyiz. 

Kendimizin en azılı düşmanı haline gelmişizdir ve kendi kendimizi nasıl kandıracağımızı dahi biliriz. 

Bugünün işini yarına, yarının işini öbür güne…

[Yarın değil, bugün. Sonra değil, şimdi. Bir ara değil, hemen.] 

Sonra yapayım diye işinizi er­telediğiniz o yarın, daima bir gün ötededir; hiçbir zaman bugün haline gelmez. 

savsaklama [procrastination] sözcüğü de "ya­rına ertelemek" anlamına geliyor. 

Yarın her şeyin bedava olacağı vaadinde bulunan Polonyalı kasabın müşterilerine oynadığı oyunun benzerini, "En iyisi bu işi yarına bırakayım," diye düşünen zihnimiz de bize oynar 

Ertelediğimiz şey için yarın da içimizden herhangi bir şey yap­mak gelmeyecek. 

Virginia Üniversitesi'nden Tim Wilson'ın çalışmaları, geleceğe ilişkin tahminde bulunma işini pek beceremediğimizi ortaya koyuyor. 

Hava durumu tahminleri, gelecekte nasıl bir ruh hali içinde olacağımıza ilişkin öngörülerimize nazaran (en azından kısa vadede) çok daha isabetli. 

Çare bu­ güncülük [presentism]. 

Gündemimizdeki bir sorumluluk veya işle ilgili "En iyisi bunu ya­rın yapayım," diye düşünüp savsaklama sinyalleri vermeye başla­dığımızda durup şöyle düşünmemiz gerekiyor: "Yok, galiba yanlış bir öngörüde bulunuyorum. Büyük ihtimalle yarın da bunu yapa­sım olmayacak." Ve mutlaka şunu da ekleyelim: 

"Harekete geç­mem için illa yapmam gereken şeye motive olmam gerekmiyor." 

Önümüze koyduğumuz hedefe giden yolda en sık düştüğümüz tuzaklardan biri budur: 

Bir işi yapmak için illa canımızın istemesi gerektiğine inanırız. Böyle bir şey yok. Ve hayatımızdaki pek çok sorumluluk için geçerli olduğu gibi, bunu da canımız istemeye­cek, hem de hiç! Mesele şu ki harekete geçmemiz için illa yapma­mız gereken şeye motive olmamız gerekmiyor. Bir şeyi içimizden gelmese de yapabiliriz, yapabilmeliyiz.

Her ne kadar açık havada koşuya çıkmak ve bisikletle gezmek için güneşli bir günü tercih etsek de, yağmurlu havada da pekala yağmurluğumuzu giyip dışarı çıkabiliriz. Aslın­da bu, başarılı sporcuların her gün yaptıkları bir şey; sadece gü­zel havalarda antrenman yapacak halleri yok. Hava durumundan planladığımız faaliyete uygun hale gelmesini rica edemeyiz. Um­duğumuz değil, içinde bulunduğumuz durumla yüzleşip yapma­mız gereken şey her neyse onu yine de yapabiliriz. 

Harekete geçmek için illa motive olmamızın ne gerekli ne de yeterli koşul olduğunu idrak ederek, ertelemenin üstesinden gelinebilir. 

"Yarın işe koyuluyorum," diye bir karar aldığınızda ve nihayet takvimler ertesi günü gösterdiğinde, kolları sıvamaya o kadar da hevesli olmayabileceğinizi aklınızdan çıkarmayın. 

iyimserlikle aldığınız bu kararın düne (veya daha önceki bir tarihe) ait olduğunu göz önüne alacak olursak, şimdi sizi bekleyen işin buz gibi soğuk gerçekliği karşısında bü­yük ihtimalle kendinizi umduğunuzdan daha az mutlu hissede­ceksiniz (duygusal tahmin konusunda düştüğümüz yanılgı bura­da da işliyor). 

imdi yapılması gereken şey, bu duygusal durumun geçici oldu­ğunu hatırlamak ve sorumluluğunuz altındaki işe koyulmak için illa o işe motive olmak zorunda olmadığınızdan başlamak.

"En iyisi bunu şimdi değil de yarın yapayım," düşün­cesine sürüklenmemize yol açan yanılgı.

Gelecekte na­sıl hissedeceğimizi tahmin etmede pek başarılı değiliz. Gelecekle ilgili tahminlerimizde aşırı iyimseriz ve ertesi gün olduğunda bu iyimserliğimizin yerinde yeller esiyor. 

Sorun da çözümü de çok açık: Elinizdeki işe illa motive olmanız gerektiği yönündeki yanlış fikirden kurtulun. 

Amaçladığınız şey doğrultusunda planlanan şekilde davranmaya başladığınızda, tutumunuzun ve motivasyonunuzun değiştiğini siz de göreceksiniz. 

"Bugün yapmak istemediğim işi yarın da yapasım olmayacak." 

"Bugün yapmak istemediğim işi yarın da yapasım olmayacak." 

"Bugün yapmak istemediğim işi yarın da yapasım olmayacak." 

Uydurduğumuz bahaneler ve kendimize söylediğimiz yalanlar. 

Ba­hanelerin efendisiydi. kendisine karşı sorumlulukları da dahil savuşturamayacağı, üzerinden atamayacağı hiçbir sorumluluk yoktu. şten kaytarmak, başka bir güne bırakmak için daima bir bahanesi olurdu. 

şin teslim tarihine daha haftalar var. Birkaç saatte yaparım ben o işi. 

Elbette o "başka bir gün" daima daha başka bir gün olur ve neticede bir arpa boyu ilerlemeden haftaları ve ayları devirirdi.

Temel dürtülerimizden biri olarak bize kendimizi iyi hissettire­cek şeylerin cazibesine nasıl kapıldığımızı ve er­telediğimiz işi neden yarın da yapasımız olmayacağını kavramış olmamız lazım gelir. 

Bazı zihin yanılgıları;

ı. Kısa vadeli ödüller karşısında uzun vadeli ödüllerin değerini azımsamak. 

  1. 2.Yapılacak işlere gerekenden az zaman ayırmak ve belirli bir sürede kapasitemizin çok çok üzerinde iş yapabileceğimizi dü­şünmek. 
  2. 3. Bugündense yarını tercih etmek.
  3. 4.Öz saygımızı korumak adına kendimizi sabote etmek. 
  4. 5.Yapılması gereken bir iş ve bu işi başarıyla tamamlama bece­rimiz hakkında mantıkdışı fikirler yürütmek. 

6. Düşünme biçimimizi davranış biçimimizle tutarlılaştıracak şekilde değiştirerek yapay mutluluklar üretmek. 

Görünüşe göre beynimiz, çabu­cak elde edilebilecek ödülleri yeğleyecek şekilde evrimleşmiş. Bu taş devrinden kalma beyin, ileriki bir vadede bitirilip teslim edi­lecek işler için bugünden çalışmamızı gerektiren modern dünya­mıza pek uyum sağlayamıyor. 

nsan, doğası itibariyle de fazlasıyla iyimser. Az zamanda çok iş halledebileceğimizi zannediyoruz ve işleri normalde tamamlana­bilecek süreden daha kısa sürede bitirebileceğimizi düşünüyoruz. 

Bir kimsenin kendisi için yarattığı bahaneler, esasında o kişinin kendini sabote etmesidir. 

Diyelim biriyle ıoo metre yarışı yapa­caksınız ve koşuya ayakkabılarınıza ağırlık bağlayarak, yani han­dikaplı giriyorsunuz. 

Yapılması gereken bir iş üzerinde çalışmayı son ana dek erteledik­çe bir biçimde kendimizi sabote etmeye imkan yaratmış oluruz. 

Son ana bırakılan bir iş doğru düzgün yapılmasa bile hoş görülebilir, çünkü kısacık bir zaman dilimi içinde halledilmeye çalışılmıştır. Ve elbette ortaya gayet iyi bir iş çıkarsa, bu da kişiye yaptığı işle övünme şansı verir. 

Kronik savsaklar, benlikleriyle ilgili herhangi bir yorum veya geri dönüş almaktan mümkün mertebe kaçınırlar.

Cuma günü teslim edilmesi gereken bir iş olduğunu düşünün. Şimdi pazartesi sabahındayız. Pazartesidense bu işe salı günü başlamak daha tercih edilebilir görünüyor. Başka bir deyişle, salı gününün tercih edilebilirliği, pazartesi gününe nazaran daha yüksek. Salı oluyor. Eh, salıdansa bu işe çarşamba günü başlamak daha tercih edilebilir görünüyor. Çarşamba oluyor. Yine, çarşamba yerine perşembe günü bu iş üzerinde çalışmak daha tercih edilebilir görünüyor. Buraya kadar bir sorun yok; bunlar geçişli bağıntılar. Ardından perşembe oluyor. Hoppala! Şimdi de bu işe pazartesi günü başlamış olmanın daha tercih edilebilir olduğuna kanaat getiriyoruz. 

Ertesi gün, bir zamanlar sandığı­mız kadar tercih edilebilir olmaktan çıkıveriyor. 

Mükemmel olmamız gerektiği fikrine kapılabilir ya da kariyer başarımızın benlik değerimizi belirleyen yegane şey olduğunu zannedebiliriz. şte bütün bunlar mantık­ dışı fikirlere verilebilecek yaygın ve sorunlu örneklerdendir. Bizi büyük bir karamsarlığa ve bir şeylere girişmemek için bahaneler uydurmaya itebilirler. 

Örneğin herhangi bir işi kusursuzca yerine getiremeyeceğimizden korkuyorsak ve benlik değerimizi sergile­yeceğimiz performansın mükemmel olup olmaması belirleyecek­se eğer, öz saygımızı korumak adına muhtemelen bu işten kaçını­rız ve böylece savsaklamaya başlarız. 

Bir eylemde bulunmaya ni­yetlendiğimizde, ulaşmak için harekete geçmeyi tasarladığımız bir hedefimiz olduğunda, fakat yine de kılımızı kıpırdatmadığı­mızda (yani sonunda keyfimizin kaçacağını bile bile, isteyerek ve bir hayli mantıksızca ertelemeyi tercih ettiğimizde) bu uyumsuz­luğu yaşarız. Savsaklama davranışı yüzünden ödediğimiz bedel­ lerden biri de işte bu durumun yol açtığı huzursuzluktur. 

Bu yaptığım savsaklama değil ki," veya "Bu projeye başlaya­bilmem için önce daha fazla bilgiye ihtiyacım var," gibi şeyler söyleriz. 

Bu da, dav­ranış değişikliğine gitmenin çaba gerektirmesine ve genellik­le uyumsuzluğu hafifletmenin en konforlu yolu olmamasına rağmen savsaklayıp durmak yerine nihayet eyleme geçme­miz anlamına gelir. 

Bütün bunlar savunma mekanizmalarımızın birer parçası. 

Bunun sebebi büyük ihtimalle elimizdeki işe motive olmamız gerektiği yönündeki yanlış inan­cımız. Sorumluluğumuz altındaki bir işi yapmak içimizden gel­mediğinde bir kenara bırakıveriyoruz; ta ki işi yapmamızı gerek­tiren dışsal zaman baskısı bizi eyleme geçmeye sevk edene dek (ve çoğunlukla öyle gecikmiş oluyoruz ki her bakımdan zayıf bir iş çıkarıyoruz). 

Bir yandan gelecekle ilgili aşırı derecede iyimser olmaya ve daha uzun vadeli hedeflerin önemini azımsamaya meyilliyiz. 

Diğer yandan, kolları sıvayıp işe girişmeye sıra geldiğinde bugün­dense yarını tercih edip kendimizi iyi hissetmek adına çalışmayı­şımıza bahaneler uyduruyoruz. 

EGER "En iyisi bunu yarın yapayım," türün­den bir şey dersem, kendi KENDİMİ KANDIRIYORUMDUR. O HALDE hemen yapmam gereken işe koyulacağım. 

Başlamanın gücü. 

[Hemen başla.] 

Bana itici gelen, basbayağı yapmak istemediğim, sıkıcı veya meşakkatli bulduğum veyahut altından kalkıp kalka­mayacağımdan emin olmadığım bir işle ne zaman karşılaşsam, içimden kaçıp gitmek geliyor ve yapmak istediğim tek şey kay­tarmak oluyor. 

Kendimi şöyle şeyler söylerken buluyorum: "En iyisi başka zaman yapayım bunu." 

Bu söz benim için bir bayrak, işten kaytarmak üzere olduğumu fark etmemi sağlayan bir uyarı işareti işlevi görüyor. şte tam bu uyarı işaretini gördüğüm anda hemen işe koyulmam gerektiğini anlıyorum ve elimdeki işle ilgili yapılması gereken her neyse hemen ona başlıyorum. 

Bir kere başlamaya görelim, elimizdeki işin aslında zannettiği­miz kadar berbat olmadığını hemen anlarız; bunun istisnası pek azdır. 

Başlamak, elimizdeki işe yönelik algımızı değiştiriyor. Üstelik bu kadarla da kalmıyor; bir kere başladıktan sonra benlik algımız da önemli ölçüde değişebiliyor. 

"Şu an ne yapıyorsunuz?" "Şu an yapı­yor olmanız gereken başka bir iş var mı?" "Kendinizi nasıl his­sediyorsunuz?" "Neler düşünüyorsunuz?" 

Davranışlarımız (işi yapmamak) ile kendimizden beklentilerimiz ("Şu an bu işi yapıyor olmam lazım") arasındaki uyumsuzluğu bu şekilde mantığa bürümüş oluyoruz. 

Elbette haftanın daha sonraki günlerinde katılımcılardan hiçbirinin durup dururken "En iyisi şu [kaçındı­ğım] işi bugün yapayım," veya "Son geceye bıraktığım iyi oldu, bu şekilde daha iyi çalışıyorum," türünden şeyler söylediğine şahit olmadık. 

Korkutucu görünen, imtina edilen hali hazırdaki işe dair pazartesi günkü algı, çok stresli, zor ve mutsuzluk verici olduğu yönündeydi. Perşembe günü (veya cuma sabah erken saatlerde) bütün hafta uzak durdukları işle fi­ilen uğraşmaya başladıktan sonra katılımcıların algıları da değiş­ti. şin stresi, zorluğu ve sevimsizliğini değerlendirmek amacıyla verdikleri puanlar belirgin biçimde düştü. 

Bir kere başlamaya göre­lim, elimizdeki işin aslında zannettiğimiz kadar berbat olmadığını hemen anlıyoruz.  

Bir kere başladıktan sonra yalnızca elimizdeki işe atfettiğimiz nite­likler değil, kendimize atfettiklerimiz de değişir. 

Birincisi, yuka­rıda da özetlendiği gibi, daha evvel uzak durduğumuz iş, bir kere başlandıktan sonra artık eskisi kadar itici gelmemeye başlar. kincisi, işi bitirmemiş olsak da bir şeyler yapmışızdır ve ertesi gün kendimize atfettiğimiz nitelikler eskisi kadar olumsuz olma­yacaktır. Kendimizi daha özgüvenli ve iyimser hissederiz. Bir par­ça ivme kazandığımızdan bile bahsedebiliriz. 

Kendimizi daha özgüvenli ve iyimser hissederiz. 

Önümüze koyduğumuz hedefler­le ilgili ilerleme kaydetmemizin önemli değişikliklere yol açtığı­nı ortaya koyuyor. 

Hedeflerimiz doğrultusunda ilerlemek, bizi daha mutlu kılarak, hayattan daha fazla keyif almamızı sağlıyor. 

Önümüze koyduğumuz hedeflerde az da olsa ilerleme kaydedip "kendimizi gaza getirdiğimizde'', öznel mutluluk düzeyimizin yükseldiğini ve bu durumun başladığımız eylemi sürdürmemiz ve ilerlememiz için bizi teşvik ettiğini çok net görebiliriz. 

Bu türden düşüncelere kapıldığınızı fark ettiğiniz anları, eli­nizdeki işi sebepsiz yere ertelemek üzere olduğunuzu size bildiren birer bayrak veya işaret veya uyaran olarak kodlayın ve hemen başlamanız için bir uyarıcıya dönüştürün. 

Söylediğimiz şey şu meşhur Nike sloganı "Just do it!" [Yap gitsin!] değil; biz hemen şimdi başlayın diyoruz. 

Meseleye "hemen yapma" perspektifinden bakarsak, önümüzde bizi bekleyen onca işin ağırlığı altında ezilme riskiyle karşı kar­şıya kalırız. 

Eğer yalnızca o ilk adımı atarsak, her şey çok daha kolay hale gelir.

Gün boyu aynı işe defalarca kez yeniden başlamak zorunda kaldığınızı ve bunu da bir tür strateji haline getirdiğinizi keşfet­meniz de mümkün. 

Bu, elbette savsaklama alışkanlığının kesin ve nihai çözümü değil, fakat bu yolda atılmış ilk büyük ve kritik adım olduğuna da şüphe yok. Eskilerin de dediği gibi, başlamak bitirmenin yarısıdır. 

Sorununuzun zaten tam olarak bu olduğundan, yani elinizdeki işe bir türlü başlayamadığınızdan yakınıp bu stratejinin işe yara­mayacağını öne sürmek sizi kurtarmaz, çünkü aslında durum pek de öyle değil.

Siz bir türlü başlayamadığınızı zannediyorsunuz, çünkü muhtemelen (olumsuz) duygularınıza odaklanıyor, eliniz­deki işin bütününü göz önüne alıp "başlamak" yerine "bitirmek" üzerine kafa yoruyorsunuz. Oysa çözüm, işin başlayabileceğiniz bir yerini bulmakta yatıyor. 

Önünüzde duran işi basitleştirebildiğiniz kadar basitleştirin ve bir de mümkün olduğunca somut hale getirin. 

Hedeflerimiz üzerine soyut düzeyde kafa yor­mak, bizi bu hedeflerin o kadar da acil veya kaçınılmaz olmadığı­na inandırıyor. 

Başka bir deyişle, elinizde daha somut planlar olur­sa bir an evvel başlamanız da kolaylaşacaktır. 

Bu da akademik dünyadan bir örnek olsun: Diyelim ki yazıp teslim etmeniz gereken bir metin var, mesela bir dönem ödevi. Bilgisayarın başına geçmiş, tek kelime yazmadan boş bir Word sayfasına öylece bakıyorsunuz. Bu esnada olacaklarsa şunlardır: Önce içinizdeki kaygı gitgide büyür ve kısa bir süre sonra size kendinizi iyi hissettirecek bir şeyle uğraşmak daha cazip gelir ve en sonunda bir günü daha çalışma masasından uzakta geçirmeye karar verirsiniz ve böylece içinizdeki suçluluk duygusu çığ gibi büyümeye devam eder. 

O halde, boş bir Word sayfasına gözünüzü dikip bakmak ye­rine yazmaya başlayın. Önce bir başlık sayfası oluşturun. Adınızı yazın. Eğer belliyse yazının başlığını yazın veya hiç olmadı geçi­ci bir başlık koyun. Eğer yazmaya başlamak için kendinizi hala hazır hissetmiyorsanız, kaynakça sayfasını düzenlemeye koyu­lun. Neler yazabileceğinize dair fikirlerinizi not etmeye başlayın. Cümleler halinde yazmak zorunda değilsiniz, sadece aklınıza ge­len sözcükleri not alabilirsiniz de, ama içinizden geliyorsa cümle de kurabilirsiniz tabii. Artık sorumlu olduğunuz işle ilgili fiilen çalışmaya başlamış durumdasınız ve zaten bütün mesele de bu. Elinizde henüz sadece bir taslak var, ama zaten her şey en baş­ta basit bir taslaktan ibaret değil midir? Marangozlar ahşaptan evlerin çerçevesini çatarlar ilkin. Heykeltıraşlar kaba yüzeyleri yontup şekil vererek daha düz yüzeyler elde ederler. Çiftçiler pul­lukla sürüp yardıkları bakir tarlaları ekime hazır hale getirirler. 

Bir ürüne son halini verebilmek için daima bir yerinden tutup çalışmaya başlarız. 

Lao Tzu'nun da bilgece ifade ettiği gibi: "Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile tek bir adımla başlar." şte o ilk adımı atın, he­men işe koyulun. Her şeyi değiştirme gücüne sahip bir adımdır bu. 

Bu ilk adımı atmaya hazır değilseniz; her gün, günde belki birkaç kez yeniden çalışmaya başlamaya gönüllü değilseniz eğer, de­mek ki henüz değişim iradesine sahip değilsiniz, bu yüzden de söyleyeceğim hiçbir şeyin öz değişiminize [self-change] bir yararı olmayacaktır. 

Bütün bu meselenin eninde sonunda gelip dayanacağı nokta her zaman işe koyulduğunuz, yapmıyorken yapmak üzere harekete geçtiğiniz o kritik an ola­cak. Yerine getirmekten kaçındığımız görevler söz konusu oldu­ğunda zor ama muhteşem bir andır bu. Hemen başlamaya koyulmak.

Bunda yadırganacak bir şey yok, belki de katıksız rasyonel tavır sizin kitabınızda yazmı­yordur, fakat yine de bir yerden başlayabilirsiniz. Bir görev seçin, herhangi bir görev olsun yeter. Belki bir müddet biraz yalpalaya­bilirsiniz, fakat bir kez işe koyulduktan sonra en azından yönünü­zü bulacaksınız. Hiç başlamazsanız, tıkanıp kalmayı garantilemiş olursunuz. Bu yaklaşımı, önünüze koyduğunuz hemen hemen tüm hedeflere veya yapmanız gereken her işe uygulayabilirsiniz. 

Unutmayın: Bu listeyi elinizdeki işe başlamak amacıyla yaptınız. 

O halde hemen başlayın. 

Hans, artık hiçbir işini savsaklamayacağına dair kesin bir karar almıştı. Üzerinde çalışması gereken rapordan her zaman olduğu gibi bugün de kaçmak yerine erkenden oturup çalışmaya başladı. Hissettiği ferahlama ilkin onu da şaşırttı, hatta kat ettiği mesafe­ye bakıp iyimserliğe bile kapıldı.

Hans nihayet bu raporu yazmaya başladığı için başta kendini çok iyi hissetti. Uzun süredir yapmamakta direttiğimiz bir işe koyulduğumuz zaman hepimiz en azından rahatladığımızı hissetmez miyiz?  

Haddinden fazla savsaklama eğilimi gösteriyorsanız eğer, sizin kalıplaşmış tepkiniz de bir yolunu bulup elinizdeki iş­ten kaytarmak olacaktır. 

[irade, kısıtlı bir kaynaktır; idareli kullanmak gerek.] 

Bize kendimizi iyi hissettirecek şeylerin cazibesine kapılarak çaba göstermekten vazgeçmemiz kuvvetle muhtemel. 

Tam da, "En iyisi bunu yarın yapayım," dediğimiz an durup derin bir nefes almalı ve bu işi neden bugün yapmaya niyetlendi­ğimizi düşünmeliyiz. 

daha fazla devam edemeyeceğimize" inandırmamız, kendimize yapacağımız en büyük kötülük olabilir. 

"rade, kasa benzer"

Bir diğer mesele de günün sonuna doğru sergilenen öz düzenleme çabası­nın daha az etkili oluşudur. 

Mümkün olduğunca stratejik davranın ve günün sonunda göstereceğiniz sağlam iradeye bel bağlamayın. 

Bir kere başlasaydı, ihtiyaç duyduğu moti­vasyona ve enerjiye sahip olduğunun farkına varacaktı. 

David'se kendisiyle ilgili yüksek standartlara sahip ve oldukça özeleştirel biri; çıtayı hep daha yükseğe koyuyor. Ne zaman bir şeye başlasa, "Bundan daha iyisini yapabilirdin," diyen ebeveynlerinin sesini zihninde duyar gibi oluyor. Halledilmesi gereken bir meseleyle yüz yüzeyken harekete geçme konusunda pek de istekli olmuyor. 

David'i de mükemmeliyetçi bir adam olarak nitelendirmek mümkün. 

Savsaklama davranışının kişilik özellikleriyle yakından alakalı olduğu, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konmuş du­rumda. 

Bazı insanlar savsaklamaya yatkındır ve kişilik özellikle­rinin de bu yatkınlıkta payı vardır. 

Bu durum, eldeki işin vaktin­ de halledilmesine yönelik dışarıdan büyük bir baskı gelmediğinde bilhassa geçerli hale gelir. 

Toplumsal beklentilerin şekillendirdiği mükemmeliyetçilik; zira savsaklama davranışıyla en yakından ilişkili mükemmeliyetçilik türü bu. 

Kusursuz olması gerektiği yönünde dışsal bir baskı hisseder ve başkalarının onu daima eleştirel bir gözle değerlendirdi­ğine inanır. 

Zaten savsaklama alışkanlığı da kendi kendimizi kandırma konusundaki yeteneklerimizden bes­lenir. Hemen her türden lüzumsuz erteleme için bahanemiz her daim hazırdır. 

Savsaklama davranışımızın temelinde başarısız olma korkusu da yatıyor olabilir pekala.

Belki de her şeyden önemlisi, kişilik özelliklerinin mazeret olamayacağını idrak etmek. Aslında sınırlarımızı ve kapasitemizi öğrenip üzerine gittikçe en güçlü yanlarımızı ortaya çıkarmamız da mümkün.

Belli bir zaman diliminde tek bir işe odaklandığımızda daha iyi sonuçlar elde ediyoruz. 

Bize kendimizi iyi hissettiren şeylerin cazibesine kapılmak. Savsaklama bilmece­sinin en büyük parçalarından biri işte budur.

İnternet de bize kısa süreli fakat yanıltıcı nitelikte o kadar çok ödül sunuyor ki bize kendimizi hemen şimdi iyi hissettirecek bu ilgi çekici ve dik­kat dağıtıcı şeylerin cazibesine direnemiyoruz. 

Bize kendimizi iyi hissettiren şeylerin cazibesine kapılmak. 

Canımızı sıkan işi yarım bırakıp bir anda keyfimizi yerine ge­tirecek şeylere erişmek için sadece bir iki tuşa basmamız yeterli. Eğer yaptığınız şeyin tam da bu olduğunun farkına vardıysanız, o halde gerçekten değişmeye başlamışsınız demektir. 

Sorunları da aynı hızda çözebilmek ne yazık ki mümkün değil. 

Savsaklama gibi yerleşik alışkanlıkları değiş­tirmek, neredeyse deveye hendek atlatmaktan farksız ve yeni davranış biçimleri, yeni alışkanlıklar kazanmak da oldukça zor bir iş. 

Bizi sav­saklamaya götüreceğinden emin olduğumuz o eski patikanın yol­larını tekrar tekrar aşındırmaktan kurtulabiliriz. 

Örneğin biz insanlar; 

Kendimizi hemen şimdi iyi hissetmek isteriz, 

Uzun vadede elimize geçecek ödüllerin değerini azımsarız, 

Plan yaparken çabucak iyimserliğe kapılırız ve gerçekleri görmezden gelmeye çalışırız, 

Eylemlerimizle kanaatlerimiz arasındaki uyumsuzluğa asla katlanamayız ve derhal bahaneler uydurarak çelişkiyi çözeriz. 

Kısıtlı bir irade gücüne sahibiz, 

Dağınık ve disiplinsiz olabiliriz, 

Değişim karşısında büyük bir direnç gösterebiliriz, 

Dikkatimiz çabucak dağılabilir ve 

Kendimizden beklentilerimizi mantık dışı ölçüde abartabi­liriz. 

kincisi, bu sorunları akşamdan sabaha çözmeniz mümkün değil. Sık sık vurguladığım gibi, en önemlisi bir stratejiye sahip olmaktır ve kendinizi değiştirmeye yönelik yaklaşımınızda da bir stratejiye ihtiyacınız var. 

Üçüncüsü, öz değişim süreci dolambaçlı bir yoldur. Bazı gün­ler hakikaten muazzam bir ilerleme kaydettiğimizi hissederiz, fakat ertesi gün bir bakarız ki başladığımız yere geri dönmüşüz. 

Sorumluluklarını savsakladığı için bir şekilde ken­dini bağışlayabilen bireyler, bilahare görevlerini daha az savsaklar hale geliyorlar. 

Sonunda bizi başka bir insana dönüştürecek bu uzun deği­şim yolunda böylesi küskünlükler yaşadığımız zaman kendimizi bağışlamak için hazırlıklı olmalıyız ki bu sayede yeni baştan de­nemeyi göze alabilelim. 

Hiç kuşku yok ki defalarca yeniden de­nemek zorunda kalacağız. Daha önce de belirttiğim gibi, kitap boyunca sunduğum önerilerin en basitlerinden biri olan "hemen 

başla" stratejisini dahi gün içinde defalarca kez kendinize hatır­latmanız gerekebilir. Başlayın, olmadı yeniden başlayın. 

Başarıyı ancak bu çaba sağlar. Alacağınız sonuç, sarf ettiğiniz çabaya da, başlayıp bitirmeniz gereken işleri neden savsakladığı­nız üzerine düşünürken harcadığınız vakte de değecektir 

Daha fazla bilgi edinmek isteyenle­re yönelik bu kaynakları biraz çekinceyle öneriyorum. Bir konu hakkında okunabilecek kaynakların sonu yoktur ve artık gayet iyi bildiğiniz üzere savsaklama alışkanlığını sorun haline getiren şey de sorumluluklardan kaçmak için daima bir bahane bulabili­yor olmamızdır. Aynı şey burada da geçerli: Savsaklamayla ilgili daha fazla şey okuyup araştırayım derken bu çabanızı sorumlu­luklarınızdan kaçmak ve savsaklama batağına iyice saplanmak için kullanmanız pekala mümkün! 

Aklınızda okumalara gömülmek gibi bir şey varsa eğer, savsaklama alışkanlığını hayatımızdan çıkarmanın uygula­madan ve eylemden geçtiğini; bu yolda gerçekçi, makul ve man­tıklı bir şekilde atmanız gereken adımlar olduğunu hatırlamanız gerekir.

Ayrıca, şunu da ilave etmek is­terim ki değişim yalnızca okumakla mümkün olabilecek bir şey değildir, eyleme geçmeniz gerekir. Bu ikisini üst üste koyduğu­nuzda siz de göreceksiniz ki işin uygulama boyutu okumalara gö­mülmek değil, doğrudan eyleme geçmektir. 

Size kendinizi iyi hissettiren şeylerin cazibesine ne denli çabuk kapılabileceğinizin farkındasınız ve bu yüzden de buna direnmeye hazırsınız. Ve her 

yolculuğun en önemli adımı­nın ilk adım olduğunu artık biliyorsunuz. 

Hemen şimdi başlamanın, işe koyulmanın vakti geldi. Hayatı­nızda fark yaratacak şeyin bu olduğuna eminim.